Yazılar

Amerika’da Oyun Geliştirici Olarak Çalışmaya Nasıl Başladım? Kariyerim Nasıl İlerledi?

Açık ara en çok aldığım sorulardan biri bu. Türkiye’de ne okudum, Amerika’ya nasıl geldim? Hatta burda nasıl kaldım, nasıl iş buldum? Hepsinin cevabını ve merak bile etmediğiniz ayrıntılarını bu postta bulabilirsiniz!

Daha öncesiyle kimseyi sıkmamak adına olaya üniversiteden başlayayım. Ama her sabah Ortaköy manzarasına uyandığım yılların hatırına eklemeden geçemeyeceğim; Kabataş Erkek Lisesi mezunuyum. Daha sonra 2008 yılında Sabancı Üniversitesi’ne, Mühendislik Fakültesi’nden girdim. Aslında ne ‘ben ilerde oyun yapıcam!’ diye büyüdüm, ne de çok büyük bir ‘gamer’ geçmişim vardı bu noktada. Sabancı’yı seçmemin en büyük nedeni ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim olmamasıydı. İkinci sene başında, daha sanat/tasarım ağırlıklı bir şeyler yapmak niyetiyle VCD (Visual Communication Design) bölümünün temel derslerini almaya başladım. Ama ‘bi bilgisayar dersi de al kızım bak altın bilezik’ diyen ailem sağolsun, CS ( Computer Science and Engineering ) bölümüne giriş derslerini de aldım. Bu zamana kadar bir satır kod yazmamış ben, ilk kodlama derslerinden sonra aldığım inanılmaz keyif sonrası, ‘VCD mi okusam CS mi?’ kararsızlığıyla iki bölümü de birlikte götürdüm bir süre. Zamanla bilgisayar mühendisliği ağır bastı ama aklıma da gelecekte bu iki disiplini birleştiren, daha yaratıcı bi alanda çalışma fikrini de düşürdü. Carnegie Mellon Üniversitesi’ndeki Master Programı’nı da böyle buldum. Zaten Amerika ya da Avrupa’da Master yapmayı istiyordum, bu bölümü de böylece hedef koymuş oldum.

Üniversite Merkezi

Üniversitenin 3. yılının yazında, bir oyun şirketinde staj yapmak istedim. Tabi yıl 2011, seçeneklerim şimdiki kadar çok değil. Biraz soruşturdum, Yogurt diye bi şirket buldum, Facebooka bir oyun yapıyorlardı, CVmi yolladım, gel başla dediler. Ilk gün bana ¨Ne yapacaksın?¨dediler, ben de ¨Ben biraz kodlama biliyorum, biraz tasarım biliyorum, ne yapabilirim?¨dedim. Bilgisayarıma başka birinden bir ‘Maya ve 3D Modelleme’ eğitim videosu indirdiler, ben orda 3 ay videolara baka baka Maya’da karakter modellemeyi öğrendim. Bu konuda diyeceklerim de bu kadardır. Enteresandır ki daha sonradan o dönem Türkiye’de bu işlere girmiş, girmek istemiş ve yolu Yogurt’tan geçmiş bir çok insanla tanıştım.

Üniversitenin son senesinde farkettim ki Master programlarına başvuru yapmak, belgeleri toplamak, dil sınavlarına girmek öyle sandığım kadar kolay işler değil. Bir de tabi dunyanın bi ucundaki okula hangi parayla nasıl gideceğim sorunu var, bir yıl çalışıp o süreçte bu sorunları çözmeye karar verdim. O sırada bir arkadaşımın ( o zamanlar haberimiz yok tabi neler olacağından ama kendisiyle 2017 yılında San Fransisco’da evlendik ) ¨Ben küçük bi oyun şirketinde çalışıyorum, gel bize de kodlama yapacak biri lazım¨ demesi üzerine 2012 yılında Macaron Games adlı bir şirkette, 2 kurucusu da dahil olmak üzere 4 kişilik küçük bir ekiple çalışmaya başladım. Farmvillelerin, Zynga Pokerlerin fazlasıyla popüler olduğu bu dönemde ben de Okey, Okey101 gibi Facebook oyunları üzerinde çalıştım. Aslında bu iş tecrübesi kısa süreli de olsa benim için çok faydalı oldu. Profesyonel anlamda kodlama yaptım, aktif bir çok kullanıcısı olan Live bir oyunda çalışma tecrübesi kazandım, yeni ve bilmediğim codebaselerde çalışmayı öğrendim. Hem de master başvurularım için gösterebileceğim projeler edindim.

Bu yılın ortasına doğru Avrupa ve Amerika’da başvurduğum okullardan olumlu sonuçlar gelince, karar süreci başladı. Aslında aklımda yıllardır hayalini kurduğum Carnegie Mellon Entertainment Technology Center (ETC) vardı ama maddi olarak imkansız gözüküyordu. Ki yıl 2013, 1 USD 1.8 TL falan ( tey tey ne günler ). Okulların genelde Türkiye’deki gibi burs programları da yok. O nedenle bir süre Türkiye’de vakıflardan destek aradım ama onlardan da bir şey çıkmadı. Vazgeçmeyi düşünürken, ailem geleceğime çok büyük bir yatırım yapıp birikimleriyle bana destek olmaya karar verdiler. Bu destek bile sadece programın ilk yılını çıkarıyordu ama ben yine de bir risk alıp Amerika’ya geldikten sonra ikinci yılı karşılamanın bir yolunu bulmak umuduyla yola çıktım.

Master programının ilk senesi boyunca ağırlıklı olarak kodlama yaptım ve bunun yanı sıra Game Design ( Oyun Tasarımı ), Improvisational Acting ( Doğaçlama Tiyatro ), Visual Storytelling ( Görsel Hikaye Anlatımı ), Entrepreneurship ( Girişimcilik ) gibi dersler de aldım. Farklı takımlarla bir çok oyun yaparak bu alanda daha çok tecrübe kazanmaya devam ettim ama aynı zamanda eğlence sektörünün video oyunları dışında da yönelebileceğim bir çok alanıyla tanıştım. Bu programın nasıl çalıştığına ayrıca girip konuyu uzatmak istemiyorum şu anda ama meraklısı çıkarsa belki başka bir yazıda onu da anlatırım. Sonuç olarak fazlasıyla yoğun geçen bir ilk seneden sonra hala tam olarak ne yapmak istediğime emin değildim aslında. Yine de hem stajyer olarak daha çok opsiyon olduğu için, hem de kendimi bu alanda en yeterli hissettiğim için oyun sektöründe kodlama stajlarına bakmaya başladım ve bir arkadaşımın önerisi üzerine Visual Concepts, nam-ı diğer 2K Sports’a başvurdum. Çok meşakkatli teknik iş görüşmesi aşamalarını da atlattıktan sonra 2014 yazında burda staja başladım. Stüdyo o sırada harıl harıl NBA2K15 üzerinde çalışıyordu ve beni de direk bu projeye yerleştirdiler. Stajyer olarak aylar sonra tüm konsollarda çıkacak bu derece büyük bir oyunda kodlama yapıyor olmaktan dolayı biraz gergin, biraz heyecanlı bir 3 ay geçirdim. In game screens (oyun içi maçları esnasında çıkan ekranlar), game commentary (maç içi sesli yorumlar), loading screens (yüklenme ekranları) ve kamera gibi irili ufaklı bir çok şey üzerinde çalıştım. Bu süreç sonunda hem teknik olarak kendimi geliştirdim, hem resmi olarak adımı yazdırdığım ilk oyunumu çıkardım, hem de stüdyodan stajımı uzatma teklifi aldım. Departmanım okulun bir dönemini kendi alanımda çalışarak saydırmama izin verdiğinden bu fırsatı kaçırmak istemedim. Böylece bir 4,5 ay kadar daha burda kalıp NBA2K16 üzerinde çalıştım. Bu sürecin sonunda da Master derecemi tamamlamak üzere okula dondüm.

Son dönemimde, ETC’nin EA Games ile yaptığı, Silikon Vadisi kampüsündeki bir projeye atandım. Aslında okulun son dönemi bir çok insan için çok stresli. Özellikle Amerikan vatandaşı olmayan bir çok öğrenci, okul sonunda aldığı kısa süreli çalışma izniyle bir iş bulup bir an önce çalışmaya başlamak istiyor haklı olarak. İşyerlerine başvurma ve teknik görüşmelere hazırlanma süreçleri ise fazlasıyla yorucu ve de maalesef biraz moral bozucu. Benim stresim bu noktada biraz daha azdı çünkü staj yaptığım Visual Concepts mezuniyet sonrası geri dönmem için tam zamanlı iş teklifinde bulunmuştu. Bir kaç yere başvurup umduğum sonucu alamayınca ben de bu teklifi kabul ettim. Hem stajımda memnun kaldığım ve daha öğrenecek çok şeyim olduğunu düşündüğüm bir iş ortamına dönmüş oldum böylece, hem de çalışma izni, vize sıkıntılarını kolaylamış oldum.

Tam zamanlı olarak stüdyoya döndükten sonra oyun kodu içinde daha büyük sistemlerle ilgilenmeye ve sorumluluk alanlarımı arttırmaya başladım. NBA2K17’de oyunun bir çok farklı alanında çalışma şansı yakaladım. Hikaye odaklı MyCareer modu, kart oyunu temelli MyTeam modu, cutscenes ( hikaye sahneleri ), player controls ( oyuncu kontrolleri ), in game stat screens ( oyun içi infografik ekranlar ) ve online/offline oyunu destekleyen bir çok sistem bunlardan bazıları. Visual Concepts’teki son zamanlarımın çok büyük bir bölümünü ise NBA2K18 ile ilk defa oyuna eklenen Neighborhood üzerinde çalışarak geçirdim. Aslında üzerinde çalışmaktan en çok keyif aldığım, teknik olarak en çok geliştiğim ve bir çok sistemi sıfırdan kodlama şansı elde ettiğim projelerden biriydi Neighborhood. Ama kader o sırada ağlarını örmeye başlamıştı!

2017 yılında, yukarıda da bahsi geçen erkek arkadaşım Riot Games’te Artist olarak işe başladı. Visual Concepts San Fransisco’nun biraz kuzeyinde bir şehirdeydi ve biz de bu zamana kadar bu civarda yaşıyorduk. Hem Riot Games Los Angeles’ta olduğundan, hem de ben kendimi yeni bir oyunda çalışmaya hazır hissettiğimden ben de Los Angeles’ta AAA şirketler öncelikli olmak üzere iş aramaya başladım. İnternetten bir çok yere resume/cv yollama, saatler süren teknik iş görüşmeleri, programlama testleri ve telefon görüşmeleriyle dolu bir sürecin ardından 2017 yılının mayıs ayında Santa Monica Studio’da Gameplay Programmer olarak işe başladım.

Stüdyo bu dönemde ‘God of War’ üzerinde çalışıyordu ve ben de böylece yeni işime hızlı ve yoğun bir başlangıç yapmış oldum. 2018 Nisan ayında çıkan bu oyunda save game data ( oyun kayıt sistemleri ), player progression, player controls and interactions ( oyuncu kontrolleri ve etkileşimleri ) dahil olmak üzere bir çok alanda çalıştım. Şu anda da bu oyunun devamı şeklinde gelecek olan bir sonraki oyunda AI başta olmak üzere bir çok farklı alanda çalışıyorum.

İşte benim oyun geliştirme yolculuğum da budur. Baştan sonra oturup yazmak sandığımdan daha zormuş. Kaygıları, stresleri, özlemleri çabuk geçip güzel kısımları anlatmak istedim. Merak edenlerin merakını giderir, benzer şeyler yapmak isteyenlere yardımcı bilgiler çıkar umarım.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

Hello World!

Yeni bir seyler yazmaya başka nasıl başlanır bilmiyorum, programcı alışkanlığıdır burayı da bir ‘Hello World’ ile başlatmadan olmaz.

Twitter ve Linkedin gibi sitelerden sık sık benzer sorular almaya başlayınca çıktı aslında verdiğim cevapları bir blog altında toplamak fikri. Amacım genel olarak oyun sektörü, konsol oyunları geliştirmek, Amerika’da yaşamak ve çalışmak gibi konularda tecrübelerimi, gözlemlerimi zamanım el verdiğince aktarabilmek. Herkesin rahatça ulaşabilmesi açısından da bunları bir blogda toplayıp farklı sorular geldikçe yeni bir yazı altında elimden geldiğince cevaplamak. Özellikle Turkiye’den bu takım bilgilere ulaşmak isteyenler adına, niyetim şimdilik her şeyi tamamen Türkçe tutmak yönünde.

İçeriği genel olarak merak edilen ve bana yönlendirilen sorulardan yola çıkarak belirlemeyi düşünüyorum. O nedenle merak ettiğiniz seyler varsa bu sitedeki formdan bana yollayabilirsiniz.

Haydi ilk post hayırlı olsun!